Finduk

Türkiye’de İnternet Bankacılığı Kullanımı Araştırması 2- Rakamsal Veriler

Kategori: (Genel, İnternet) Yazan: Tuncay, 26-06-2009

Dünkü yazının devamı olarak rakamsal verileri de paylaşayım sizinle. Bu veriler TBB’nin (Türkiye Bankalar Birliği) hazırladığı dönemsel raporlara dayanıyor ve 2009 Mart itibariyle yayınlanan verilerden oluşuyor. Dilerseniz tüm verilere buradan ulaşabilirsiniz. Bu derleme için Yeditepe Üniversitesi Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri Bölümünden Ahmet Deniz Erol’a çok teşekkür ediyorum:)

TBB verilerine göre internet bankacılığı yapmak üzere sistemde kayıtlı olan ve en az bir kez “login olmuş” toplam bireysel müşteri sayısı, Mart 2009 itibariyle, 11.793.000 olmuştur. Bir önceki seneye göre 1.791.000 kişilik bi artış meydana gelmiştir.Son bir yıl içerisinde sisteme giriş yapmış toplam bireysel müşteri sayısı ise 6.344.000 kişidir.
Ocak-Mart 2009 döneminde 4.838.000 bireysel müşteri tarafından en az bir kez internet bankacılığı işlemi yapılmıştır.Bu miktar , toplam kayıtlı bireysel müşteri sayısının yüzde 41’ini göstermektedir.(Toplam Kayıtlı Bireysel Kullanıcı sayısı :  11.793.000)

Ocak-Mart 2009 döneminde, aktif bireysel müşteri sayısında bir önceki yılın aynı dönemine göre 755.000 adet ,  Ekim-Aralık 2008 dönemine göre ise 224.000 adet artmıştır.

Aynı şekilde Mart 2009 itibariyle, internet bankacılığı yapmak üzere sistemde kayıtlı olan ve en az bir kez  “login olmuş” kurumsal müşteri  sayısı 1.459.000 kişidir. Bu kişilerin yüzde 40(581.000)’ı Ocak-Mart 2009 döneminde  en az bir kez işlem yapmıştır.Bunların dışında ayrıca son bir yıl içerisinde “login olmuş” kurumsal müşteri sayısı ise 710.000 kişidir.

İnternet bankacılığı için kayıt yaptıran ve en az bir kez “login olmuş” toplam (bireysel ve kurumsal) müşterilerin yüzde 41’i Ocak-Mart 2009 döneminde en az bir kez internet bankacılığı işlemi yapmıştır.Aynı dönemde, toplam aktif müşteri sayısında bi önceki yılın aynı dönemine göre 832.000 adet, Ekim-Aralık 2008 dönemine göre ise 250.000 adet atış gözlemlenmiştir.

Yatırım işlemleri hacminde ise birinci sırayı döviz işlemleri almıştır(22.502.000 TL). Bunu, yatırım fonları(18.949.000 TL), vadeli hesaplar(7.328.000 TL) ve repo işlemleri(6.086.000 TL) olarak izlemiştir.Bunu dışında repo işlemleri 31.700 TL tutar ile en yüksek ortalama işlem hacmine sahiptir.Repo işlemlerinin ardından ikinci sırayı 16.200 TL tutar ile vadeli hesaplar almıştır.Bütün yatırım işlemleri bir arada düşünüldüğünde ortalama işlem hacmi 7100 TL olarak ortaya çıkmıştır.

Ocak-Mart 2009 döneminde finansal işlemlerin toplam adedi 62.650.000, tutarı ise 140.788.000 TL  olmuştur.Para transferleri işlemleri(EFT, Havale ve Döviz Transferleri)  toplam finansal işlem hacminde yüzde 86’lık bir paya sahiptir.İnternet bankacılığı aracılığıyla yapılan finansal işlemlerin toplam işlem adedi bir önceki yılın aynı dönemine göre 8.057.000** adet, Ekim-Aralık 2008 dönemine göre 4.708.000* adet artmıştır.

( *: Ocak-Mart 2008 döneminde internet bankacılığı kullanılarak yapılan finansal işlem adedi 54.593.000 olarak kaydedilmiştir.)

(**: Ekim-Aralık 2008 döneminde internet bankacılığı kullanılarak yapılan finansal işlem adedi 57.942.000 olarak kaydedilmiştir.)

Türkiye’de İnternet Bankacılığı Kullanımı Araştırması

Kategori: (Genel, Teknoloji, İnternet) Yazan: Tuncay, 25-06-2009

İnternet bankacılığı kavramı, son günlerde yeni uygulamalarla kendisini daha da fazla duyurmaya başladı. Tüm bankalar, mevcut internet bankacılığı uygulamalarını, uzun bir aradan sonra yenileme hamlesi yaptılar. TEB Pratik internet bankacılığı ile, sektöre yep yeni bir vizyon katarak, “aman ben bir hata yaparım, kullanamam internet bankacılığı falan” diyen kişileri de bu alana yönlendirebilecek mükemmel br yapı ortaya koydu. Denizbank, bana göre yıllar önce yapması gereken iyileştirmeyi en sonunda yaparak, uygulamasını iyileştirdi. Garanti Bankası, zaten kullanım açısından başarılı olan e-bankacılık sistemine, yeni modüller ekleyerek geliştirmelerini sürdürdü. Sanırım şu anda hamle yapması beklenen tek banka kaldı, o da İş Bankası…

Neyse, kısa bir değerlendirme ile başladığımız araştırmamıza, lafı fazla uzatmadan devam edelim ve Türkiye’de internet bankacılığı nasıl gelişti, mevcut durumda rakamlar bize neler söylüyor, kullanıcı deneyimleri bize neler söylüyor, neler yapılabilir gibi konulara değinerek, En beğendiğim iki uygulamayı da inceleyerek Türkiye İnternet Bankacılığı Sektörünü incelemiş olalım.

Türkiye’de İnternet Bankacılığı Uygulamaları

Bankacılık sektöründeki gelişmeler, teknolojinin hızla gelişmesine paralel olarak 1980’lerin ortalarından itibaren, farklı kanalların kullanılması ile ilerleme gösterdi. Önce yapısal değişikler yapıldı. Kredi kartları, ATM’ler, telefon bankacılığı, televizyon bankacılığı derken, internetin yaygın bir şekilde kullanılması ile beraber, internet bankacılığı konusu gündeme gelmiş ve kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle İş Bankası ve Garanti Bankası, bu konuda öncü olmuştur. 2008 yılı itibariyle 6500 dolayında yerel banka şubesinde işlem yapılan olan Finans Sektörü, 140 bin dolayında bir çalışan kitlesine sahip ve bunun %75’i, bankacılık sektöründe çalışmakta. Bu kadar işlem yoğun bir yapıda karlılık oldukça önemli konumda ve internet bankacılığı gibi alternatif kanallar, bankaların karlılıklarını korumaları ve zaman zaman arttırmaları konusunda büyük bir avantaj sağlıyor. 1987 yılında ATM’leri uygulamaya alarak, iş bankası, alternatif kanallar konusunda önemli bir ilke imza atmış ve Türk bankacılık sektörünün ufkunu genişletmiştir. 1997 yılında yine İş Bankası ve Garanti Bankası, telefon ve internet bankacılığı gibi uygulamalarla, yeni kanallarla müşterileri buluşturarak, pazara öncülük etmişlerdir.

E-Bankacılık, Ama Nasıl?

Bankacılık uygulamaları, insanların zihninde hep karmaşık işlemler olarak yer almıştır. Kendi özünde bu karmaşıklık olabilir ancak zaten insanların bir çoğunun yaptığı veya kullanmak istediği işlemler belli ve standarttır. Bu nedenle internet bankacılığında kullanılan işlemler de, hep bu durum göz önüne alınarak kurgulanmıştır. Hesap gözleme, para transferi, döviz işlemleri gibi ana işlemlerle beraber, yatırım ürünleri gibi uygulamalar, belli bir düzen içinde müşterilere sunulmuştur. Zira bu standart işlemlerin yanında, bankanın da karlılığını gözeterek hazırlanan yeni ürünler, belli bir düzenle internet bankacılığında devreye alınmıştır. Burada vizyon bellidir. Müşteriyi şubeye geleden de yakalayabilmek, gerektiğinde buradan şube gelmesini sağlayabilmek! Bunun için uygulamalarda temel alınması gereken özellikler bellidir. Kolay kullanım, hızlı kullanım, basit ve anlaşılabilir bir ön yüz ile bilgiye kolay ulaşabilmek… Yani interneti kullanmakla, müşterinin ne gibi bir faydası olabileceğini müşteriye sunmak en önemli kriterdir. TEB’in pratik internet bankacılığı uygulaması şu an için buna en güzel örnektir. İsmi ile bu mesaj verilmekte, reklamları ile de bu konuya vurgu yapılmaktadır. Kolay ve hızlı işlem yapabilme… Garanti bankasının yıllardır değişmeyen ve kullanıcının gözü kapalı bir şekilde işlem yapmasını sağlayan uyguılaması da buna yöneliktir. Bunun için müşterilerin beklentilerini ve ihtiyaçlarını iyi analiz etmek gerekir. Özyegin Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden Doktora Üstü Ar. Gör. Dr. D. Selcen Ö. Aykaç ve Sabancı Üniversitesi, Yönetim Bilimleri Fakültesi’nden Yard. Doç. Dr. Ronan de Kervenoael, hazırladıkları bir araştırmada Tüketici deneyimlerini algılamaya çalışmışlar ve Akbank ve Garanti Bankası internet şubesi kullanıcıları arasında bir araştırma yapmışlar.

Müşteri Deneyimleri ne Diyor?

Araştırmada, sanal bankacılık uygulamalarının içerdiklerini şu şekilde belirtiyorlar;

Algılama: Sanal Atmosfer, Görüş-renk, tasarım, animasyon, ses

Hissetme: İtimat, emniyet, güven, keyif

Düşünme: Aklen problem çözme deneyimi, müşterilerin yaratıcı düşünmeye sevki, müşterilerin yetkilendirilmesi

Davranma: Alternatif etkileşim, yaşam tarzlarındaki değişim, problem halinde harekete geçme, sanal bankanın gelişimi için harekete geçme, sosyal çevreye servisi tavsiye etme

İlişki Kurma: Kişisel gelişim arzusu, sosyal statüde yansımalar

Bu bileşenler ışığında, Akbank ve Garanti Bankası internet bankacılığı kullanan müşterilerin deneyimleri şu şekilde olmuş;

 

Bu bilgilerin ışığında, kullanıcı ihtiyaçları da şu şekilde belirlenmiş.

 

Bu ihtiyaçları kendim için incelediğimde ve kullandığım 5 farklı internet bankacılığı uygulamasını, performanslarına göre sıraladığımda 1-5 arası puanlarla şu şekilde bir yorum yaptım. Siz de yorumlarınızda bu tabloyu kendinizce doldurursanız, güzel bir veri oluşturmuş oluruz.

 

 Not: Rakamsal olarak bazi verileri de paylasacagim… Ilk firsatta:)

Avrupa E-ticaret Sektörüne Genel Bakış- İtalya E-ticaret Sektör Analizi

Kategori: (Genel, İnternet) Yazan: Tuncay, 23-06-2009

İtalya, halkının yapısı itibari ile her zaman büyük benzerlikler gösterdiğimiz bir ülke olmuştur. Dünyaca modasını sürekli elinde tutması, yakışıklı beyleri, güzel bayanları, pizza ve makarnası, dünyaca ünlü futbol kulüpleri gibi unsurlarla hafızalarda yer etmesini bir yana bırakalım, Türkiye’ye benzer karmaşık ve kuralsız yaşantı, kapkaç, dolandırıcılık faaliyetleri, skandallarla ünlü politika yapısı, yemekleri, havası ile hep yakınlık duyduğumuz ülkelerden birisi olmuştur.

Bu bağlamda e-ticaret sektörünü yakından inceleyen kişiler olarak, o pazarda neler yapabiliriz konusunu gündeme getirmenin faydalı olacağını düşündüm. Uzun zamandır ara verdiğim Avrupa E-ticaret sektör analizlerine, İtalya E-ticaret sektörü ile devam etmiş olalım.

Ülke Hakkında Genel Bilgiler

Hepinizin bildiği gibi, çizmeye benzeyen coğrafik yapısı ile ülke, insanlık tarihi için çok önemli bir konumda. Avrupa’nın en kalabalık nüfuslarından birisine sahip olan ülkenin bugün itibariyle 60 milyon’luk bir nüfusa sahip olduğu belirtiliyor. Ülkenin gayri safi milli hasılası, OECD rakamlarına göre 2008′de %1,5 artış göstermiş.

İnternet kullanımı, diğer Avrupa ülkelerine göre daha yavaş yayılıyor olsa da, 2008 rakamlarına göre ülkede 18 milyon kişi, aktif olarak internet kullanıyor. Bu rakamın resmi olmayan verilerde 30 milyonlarla ifade edildiğini de belirtmek gerekiyor. Bunun yanında 35 milyon kişi de, mobil cihaz (cep telefonu, Pda vb..) kullanmakta. Yine bu rakam da resmi olmayan farklı kaynaklarda 45 milyon gibi gösteriliyor. İtalya’da evlerin %45′inde internet erişimi mevcut. Toplamda geniş band kullanım oranı ise %25 seviyesinde. İtalya’da faaliyet gösteren firmaların da %76’sı internet erişimine sahip ve bunların %36’sı, geniş band erişimi kullanıyor. Şehir bazında bakıldığında ise, İtalyanlar internete en çok Roma, Milano, Tourin ve Naples şehirlerinden bağlantı kuruyorlar. Penatrasyon oranlarına bakıldığında, internette %97, mobil cihaz kullanımında ise %72 seviyesinde.

Kimler İnternetten Alışveriş Yapıyor? E-ticaret, Hangi alanlarda yaygınlaşmış durumda?

İtalya’da da, diğer ülkelere benzer olarak teknolojiye yakın olanbir kitle internetten alışveriş yapmayı tercih ediyor. Genelde 25-40 yaşları arasında, üniversite mezunu ve profesyonel olarak çalışma hayatında bulunan erkekler, İtalya e-ticaret sektörünün en büyük müşteri paydaşı kısmını oluşturuyorlar. Bu kullanıcılar çok büyük bir oranda turizm harcamalarında bulunuyorlar. Sigorta ürünleri, Teknoloji ürünleri, kitap ve CD satışları, ineternet üzerinden tercih edilen ürünler arasında.Moda ürünleri, katalog üzerinden satışlar sayesinde, yine pastadan önemli pay almayı başarıyor.

Bir İtalya’nın, yıllık ortalama e-ticaret faaliyetlerine harcadığı tutar, 900 Euro’yu buluyor. Toplam pazarın büyüklüğü 6 milyar Euro olarak ölçümleniyor 2008′de. Ülke dışından yapılan e-ticaret işlemlerinin büyüklüğü de, 2008′de 1 milyar Euro olarak ölçümlenmiş. Bu rakamı da katarsak, pazarın toplam hacmi, 7 milyar Euro’ya ulaşıyor.

E-ticaret, 2006-2007 ‘de %23′lük bir büyüme göstermiş. 2007-2008′de ise bu rakam %20 seviyesini korumuş. En fazla tercih edilen kategoriler ve bir önceki seneye göre büyüme rakamları şu şekilde;

- Turizm: 3,4 milyar EURO, %28 büyüme
- Teknolojik Ürünler: 550 milyon EURO, %9 büyüme
- Sigorta Ürünleri: 450 milyon EURO, %7 büyüme
- Moda: 250 Milyon EURO, %40 büyüme
- CD, Kitap: 120 milyon EURO, %20 büyüme

Pazar Oyuncuları Kimler?

E-Ticaret sektöründe turizm harcamaları nedeniyle, ilk 20 internet sitesinden 13′ü, uçak ve tur şirketlerinin internet sitelerinden oluşuyor. 4 sigorta şirketi ve 1 mobil operatör (Vodafone) da bu listeye girince, B2C ve C2C’leri sadece 2 firma temsil edebiliyor. Ebay ve Yoox!

Türkiye’ye benzer olarak, B2C, B2B ve C2C işlemlerde, pazarın toplam büyüklüğünün %50’si, belli başlı firmalarca karşılanıyor. Bunların başlıcaları, ebay ve Yoox.

Yoox, giyim ve moda ürünleri, aksesuarlar üzerine çalışan bir site ve birçok ülkede faaliyet gösteriyor. İtalya’nın en çok kullanılan “yerli” e-ticaret sitesi olarak göze çarpıyor.

Fiyat karşılaştırmada Kelkoo, en çok kullanılan sistem konumunda.

Kargolama ve Ürün Gönderimi

İtalya’da, oldukça fazla sayıda lojistik şirketi var. Bunların arasından BArtolini %21′lik pazar payıyla sıyrılarak zirvede yer alıyor. SDA firması, %20 ile ikinci, TNT %16 ile 3., DHL ise %15 ile 4 sırada geliyor. Merkezleri Milano’da bulunan bu firmalar, 1 gün içerisinde İtalya’da her yöne gönderim yapabiliyorlar. Ücretler de makul seviyede yer alıyor.

Online Reklamcılık Ne Durumda?

İtalya’da online reklamcılık uygulamaları ile ilgili pazar, her yıl katlanarak büyüme gösteriyor. 2008 yılı sonu itibariyle pazarın büyüklüğünün 1 milayar EURO’ya ulaştığı belirtiliyor. Bu alanda Banner reklamcılığı, %76 ile pazarda en çok kullanılan uygulama konumunda. E-Mail pazarlama, %15′le ikinci, Demografik reklamcılık ise, %10 ile 3. sırada yer alıyor.
Arama Motoru reklamcılığında Google %61 ile birinci oyunculuğu İtalya’da da bırakmıyor. Yahoo %20, MSN %9′luk bir paya sahip. Telecom Italia’ya ait olan Virgilio, %5′lik bir payı almış durumda. TradeDoubler ve Zanox ise, en bilinen Affiliate Programlar olarak göze çarpıyor. Sosyal platformlar da, 2008 boyunca 6 milyon İtalyan tarafından kullanılmış ve ürün bazlı reklamcılık buralarda etkili olmuş.

Sonuç

İtalya pazarı rakamlar üzerinden bakıldığında Türkiye E-ticaret pazarı verilerine büyük benzerlik gösteriyor. Davranışsal açıdan da bu benzerlikleri görmek mümkün. Bu pazarda yerli oyunculardan daha çok, yabancı oyuncuların var oluyor olması, yatırım yapmak isteyenlerin iştahını kabartabilir. Açıkçası, Türk girişimcilerin ve yatırımcıların, çok fazla pazar dinamikleri ile vakit harcamayacağını düşündüğüm bu ülkede, bu pazarı bir fırsata dönüştürebileceklerini düşünüyorum. İlgilenenlere duyrulur.

Proje Statü (Durum) Raporu Nasıl Hazırlanır?

Kategori: (Genel, Proje Yönetimi) Yazan: Tuncay, 23-06-2009

Bir işi layıkıyla yapmak kadar, yaptığınız işi satabilmeniz de önemlidir. Sadece parasal anlamda satmaktan bahsetmiyorum. Neyi, nasıl yaptığınızı üstlerinize anlatabilmeniz, müşterilerinize allayarak pullayarak gösterebilmeniz, özellikle bu ülke sınırları içerisinde büyük önem taşır…

Üst yönetim buna “raporlama” der. Raporlama, onların bilgilendirilmesi ve haberdar edilmesi için önemlidir. Proje yönetiminde biz buna, statü takibi diyoruz…

Hem projeyi talep eden müşterinize, hem de üstlerinize belirli dönemlerde projelerinizin ne durumda olduğunu aktarmanız önemlidir. Benim önerim, 15 günde bir yayınlanacak “Proje statü (durum) raporları” ile, hangi aşamalarda olduğunuzu her iki tarafla da paylaşmanızdır. Görsel yönü kuvvetli olması açısından, bir sunum şeklinde bu raporları hazırlamanız da, daha faydalı olacaktır.

bu raporda proje planında geldiğiniz aşamayı, kaynak kullanımını, risk ve aksiyonlarınızı göstermeniz gerekir. Bu bağlamda raporun içeriği şu başlıkları kapsamalıdır;

1- Projenizin Adı, kısa tanımı, hedefler ve ihtiyaçlar..
2- Proje planında, raporlama döneminde nerde olduğunuz ve aslında nerde olmanız gerektiğini gösteren bir çizelge
3- Proje Kaynak ve Maliyet durumunu gösteren grafikler (harcanan iş gücü/ maliyet VS planlanan iş gücü/ Maliyet)
4- Öncelikli ve önemli proje riskleri
5- Önemli proje çıktıları, kilometre taşları (mile stone’lar)
6- Önceki Dönem tamamlanan işler
7- Bir sonraki raporlama dönemine kadar üzerinde çalışılacak işler (aksiyon planı)
8- Açıkta kalan konular, üst yönetimle tartışılması gereken sorunlar

Bu 8 başlığı, toplamda 2 slaytta gösterecek şekilde, güzel ve düzgün bir rapor şablonu hazırlayarak işe başlayabilirsiniz.

Unutmayın, satamadıktan sonra projelerin büyük bir çoğunluğunun değeri yoktur!

Proje Yönetimi ve Eksik Bilgilendirme

Kategori: (Genel, Proje Yönetimi) Yazan: Tuncay, 18-06-2009

Eğer mevcut sistemde bazı sorunlar yaşıyorsanız ve bu sorunlar sizin iş yapmanızı bir şekilde engelliyor veya mevcut işinizin çıktılarını etkiliyor ise, bazı şeyleri değiştirmek zorundasınız demektir.

Ancak kurumsal körlük denilen hadise yüzünden, bir müddet sonra, sorunu çok iyi bilmenize rağmen algılarınız bu durumu kabullenmiş ve çözümsüzlüğü benimsemiş bir şekilde çalışabilir.

Hele bir de sizin kişisel yapınız, sadece sorunları belirtmekten yana bir hal almış ve çözüm üretmeyi pek de sevmeyen bir kıvama gelmişse, kurumsal körlük, çekilmez bir hal alır.

O nedenle proje yönetimi kavramını, her ortama kolayca adapte edemezsiniz. Çünkü proje yönetimi, sorunlara karşı geliştirilen çözüm önerilerini içerisinde barındırır. Ve hatta bir müddet sonra, yukarıdaki gibi tanımlanan kişileri bile, porblem çözebilecek kıvama getirmeyi başarır.

Madem ki siz bir karar verdiniz ve proje yönetimini uygulayacaksınız, bu duruma öncelikle üst yönetimin inanması gerekir. Bu argümanı belki her yerde duyuyor veya okuyorsunuz. O nedenle bir adım daha ilerletelim. Üst yönetimin inanması, tek başına hiç bir şey ifade etmemektedir. Özellikle katı hiyerarşik yapılar içerisinde, aşağı katmanlara bu inanç aşılanmazsa, attığınız adımların bir çoğu aslında boşluğa doğru atılmış adımlar olarak kalır. Yani hedeflerin ve bakış açısının, bilgi aktarımı ile bir şekilde paralel doğrultuya getirilmesi önemlidir.

Bu durumu göz önüne alarak şu konuları tekrarlamakta fayda var…

1) Bu yapıda bir sorun var…
2) Proje Yönetimi bu sorunu çözmek için önemli bir araçtır…
3) Üst yönetim olarak biz bu aracı benimsiyor ve kullanmak istiyoruz.
4) Alt kademeleri de bu şekilde bilinçlendirmemiz şart!

Unutmayın, sadece iş yaşamında değil, hayatın her aşamasında en büyük sorunlar, bilgi eksikliği nedeniyle oluşmaktadır.

Tavsiye Ediyorum….

Kategori: (Genel, İnternet) Yazan: Tuncay, 04-06-2009

Uzun zamandır bloga yazamıyorum.. İş yoğunluğum var, ancak bunu bahane etmek istemem. Asıl yazamama sebebim, yüksek lisans programında finallerle boğuşuyor olmam. Zira akşamlarım derslerle uğraşmakla geçiyor şu sıralar. Sanırım haftaya Salı’dan itibaren tekrar beraber olabiliriz.

Bu arada, iş molalarında sıkça ziyaret ettiğim bloglardan bir tanesini sizlerle paylaşmak istedim. Sevgili Koray Kocabaş’ın blogu olan MIS Journal, keyifli yazılar ile kafa dinlendirmek ve bilgi dağarcığınızı genişletmek için güzel bir adres. Pek sık adres vermiyorum, genelde bağlantılar kısmına eklerim ancak bu blogu tavsiye etmek istedim.

Keyifli bloglamalar..:)

Zamanı Geldiğinde Bırakmayı Bilmek…

Kategori: (Genel, Spor) Yazan: Tuncay, 14-05-2009

Her yönetici, her konunun altından aynı derecede başarıyla kalkamaz. Çünkü kimse hayata gözlerini açtığı andan itibaren ben yöneticiyim şeklinde doğmaz. Belli başlı alanlarda dirsek çürütüp, işin eğrisini doğrusunu anlayarak basamakları tırmanır. Ancak tırmandığı basamaklar, yukarı çıktıkça, tek bir merdivende olduğu gibi doğru şeklinde yükselmezler. Aşağıda sürekli ana yola bir leşen yan yollar oluşur. Farklı alanlardan gelen yan yollar, merdivenin tepesine kadar birleşmişlerdir. Veya tam tersi bakış açısıyla, aşağıya doğru bakıldığında, basamakların dallanıp budaklandığını görürsünüz.

Demek istediğim şey özetle şu aslında, en üst seviyedeki her yöneticinin, ana olarak uzmanlaştığı bir konu, hakim olduğu birden fazla konu, bilgi sahibi olduğu onlarca konu vardır. Bunların sonucunda en tepedeki olmayı hakeder. Başbakan Erdoğan’ın hafız, Okul Müdürünün matematik öğretmeni, Banka CEO’sunun eski bireysel bankacılık Genel Müdür Yardımcısı veya kulüp başkanının inşaatçı olması gibi…

Evet, evet yani aynı Aziz Yıldırım gibi, veya tüpçü başkan Demirören gibi… Seramikçi Polat gibi mesela… Dediğim gibi, ana uzmanlık alanlarının yanında hakim olduıkları konuları nasıl yönetebiliyorlarsa, o açıdan değerlendirilir başarıları..

Bu sene ligde Beşiktaş, 70 puana bile ulaşamadan şampiyon olup sevinecek. Türkiye kupasını da aldığı için, tarihi boyunca zor yakalayabileceği bir başarıya ulaşma şansına sahip. Ve bu sevincinde haklı da… Sonuçta 10 puana kupa veriliyorsa, yok ben istemem diyip elinin tersiyle itecek değilsin.. 10 puan şampiyonluğa yetiyorsa, adın tarihe 10 puanla şampiyon oldu diye yazmayacak, bilmem ne sezonu şampiyonu diye yazacaktır… Ve sonunda tüpçü başkan Demirören, geçen sene yerden yere vurulurken, bu sezon efsaneler arasına adını yazdırmış olarak yerini sağlamlaştıracaktır…

Çünkü Türkiye’de olay gündem meselesidir. Gündem de başarı ile yazılıp çizilir. Başarılı isen geçmişle kimse ilgilenmez, ilgilenmemelidir de zaten. Ancak gelecek için umut veriyor musun? İşte olay bunu anlamakta bitmektedir.

Bir takım düşünün ki ülkenin 3′te biri taraftarı olmuş ve sürekli parasını pulunu, uğruna har vurup harman savuruyor. O paralar, vizyonlu idarecilerce değerlendirilip, yatırıma dönüştürülüyor, sürekli kendisini katlar duruma geliyor. En azından öyle anlatılıyor. Belgelenmese, buraya bile yazmam ya, belgeleri de yayınlanıyor.

Ancak sonuçta, kulübe o paraları veren taraftarların %90′ının takip etm nedeni olan ana branş olan futbolda, bir türlü başarı elde edilemiyor. Beni başka takımların elde ettikleri başarılar da zerre kadar ilgilendirmiyor. Çünkü ekonomik açıdan bu kadar onların ilerisindeyken, kim hangi kupayı alıyormuş, kim kaç puanla şampiyon oluyormuş diye düşünmek, bana utanç ve rezillikten başka hiç bir şey ifade etmiyor. Çünkü normal olanı yapısallaşmanın ardından, tam tersi olması. Yani onların seni takip etmesiyken, sen onların başarılarını alkışlıyor isen, işte burada o hep söyleyip durdukları radikal değişiklikler konusu gündeme geliyor.

Türkiye’de şirketlerde kriz yönetimi diye bir konu vardır. Bu bir dönem gibi düşünüldüğünde, şirketin tüm dinamikleri baştan aşağıya yerinden oynatılır. En yaygın görülen şekli, bir kadın yöneticiyi işin başına geçirtip, ortalığı temizletip, sonra onun da işine son vermektir. Çünkü onun uzmanlık alanı, acımasız olup, radikal kararları uygulayabilmesidir. Erkek yöneticilerde yaygın olan “abi gözünü seveyim” gibi diyaloglara gelemez, gelmez. Ancak kriz döneminde sonra yerini tekrar erkek yöneticiye bırakır. Çünkü iletişim yönetimini erkke yönetici daha iyi yapar… Falan filan işte.. örnekler çoğaltılabilir…

İşte bu nedenle, kulübü sıfırdan alıp, 10 senede spor kulübü halini yeniden kazandıran ve tüm branşlarda başarılar kazanan bir başkan olan Aziz Yıldırım için yolun sonu görülmektedir. Çünkü kriz gelmiş, hem de teğet geçmeden, tam ortadan girmiştir. Bugün yolda çevirip sorduğunuz Fenerbahçelilerden hiç bir tanesi, kürek, yelken, boks, masa tenisi vs.de, hatta voleybolda bile yakalanan başarıları bilmemektedir, umrunda bile değildir. NBA gibi dünya gündemini sarsan ve belki ikisi de Fenerbahçe’de oynamayan ancak Fenerbahçeli olduklarını bas bas bağıran Memo ve Hido olmasa veya medyatik yıldızımız İbo iki yıla bir çocuk yapmasa, belki hiç bir Fenerli basketbolu bile sormayacak, sorgulamayacaktır. Sorun bakalım kaç Fenerli, kral Solomon’un takıma döndüğünden haberdar? Onlar için zenci basketbolcuların hepsi aynı zaten…

Burası Türkiye, burada futbol dinden önde gelir. O yüzden ataisti, budisti, müslümanı, ermenisi bir tek Şükrü saraçoğlunda, ali sami yen’de, inönü’de kolkola gelip şarkılar söyler… Başka hiç bir yerde bu birlikteliği göremezsiniz bu memlekette.. Malesef…

Hal böyle olunca kimseyi biz spor kulübüyüz diye uyutamazsınız. Kimseye Uğur Boral, Kazım, Semih , Alex, Deivid, Vederson şöyle iyi futbolcular diye masallar anlatamazsınız. İki sene önce ANELKA’yı - ki kendisi şu anda İngiltere Premier Lig’de gol krallığına koşuyor- yedek oturtan bir kadroya kombinesini almış taraftarları, yedek kulübesinde İlhan Parlak otururken, size küfür edip istifaya çağırıyorlar diye eleştiremezsiniz…

Dünya’da ekol olarak sürekli gerileyen Brezilya ekolünü ancak samba yaparken izleyebilecekken, siz 25 milyon Fenerbahçelinin milyon dolarlarını bu adamlara öyle istediğiniz gibi 3-5 senelik sözleşmelerle dağıtamazsınız…

Bunları anlayamadınız mı? O halde, artık bırakın… Fenerbahçe hiç bir zaman sahipsiz kalmamıştır…

Bilime İnat Güneşin Batı’dan Batmadığı Yer…

Kategori: (Genel) Yazan: Tuncay, 12-05-2009

Kader Amca, daha levrek oltasına ilk takıldığı anda aklına düşürmüş fırınlamayı… Çanakkale boğazının o mükemmel dokusu içerisinde, tertemiz havayı içine çektikten sonra, levreğin yanına karides ve kalamarları nasıl yerleştireceğine kadar kararını vermiş bile…

O akşam sofraya oturduğumuzda, Türkiye’nin bilmem kaçıncı 5 yıldızlı balık lokantasında bulamayacağınız bir sofra düzeni içerisinde, renkleri tadından önce damağınızı okşayan mezeler arasına, büyük bir tepsi içinde gelince o levrek, kadehteki rakının beyazlığı bir kat daha arttığını hissettim… Bir yanda karides salata, bir yanda tereyağında versiyonu… Benim sevdiğim gibi sarılmış yaprak sarmasının bulunduğu tabak kaç defa doldu boşalı ben sayamadım.. Serhan teyze öyle ince çalışmış ki üzerinde… Yanında ilk defa yediğim taze sarımsak ve tam kıvamında közlenmiş kırmızı biber salatası… Hemen onlara eşlik eden katkısız ezine peyniri… Ve gecenin finalinde, müthiş bir sosla hazırlanmış kalamar tava! Hoş kalamar tava için Kader Amca bu sefer olmadı dese de, bu olmamış denilen hali bile dibimi düşürmüşken, olmuş halini hayal bile edemiyorum ben…

Bütün bu sofranın lezzetini arttıran ise o sıcak sohbet, yüzlerdeki gülümseme, kalplerdeki samimiyet… İlk defa gittiğiniz bir yerde yaşadığınız bu sıcaklığı dünyanın herhangi bir milletinden başka bir insana anlatmanız mümkün müdür? Nasıl anlayabilir ki?

Bu güzel memleketin her yanı ayrı değerli ancak batısında başka bir şeyler vardır sizi çeken… Belki sırf bu yüzden, her gidişimizde başka heyecanlanıp coşarken, dönüş yolunda dolar gözlerimiz, sızlar burnumuz… Dünyanın diğer ülkelerinin aksine, güneş doğudan doğup hiç bir zaman batmaz bu ülkenin batısında…

Kendi evimin güney sıcaklığını, batı güneşiyle içime çektim ben bu hafta sonu… Vakit buldukça gidin Çanakkale’den başlayarak bu ülkenin batısına… Hayallerinizin ve hayatınızın nasıl değişeceğine inanamayacaksınız…

NOT: Bu arada Serhan Teyze, pazar günü sabah kahvaltısında bir hikaye anlattı ve bunu yazmamı istedi… “Unutulmasın, çok hoşuma gidiyor bu hikaye, bir yerlerde yazılı kalsın” dedi. Ben de aracı olmuş olayım size…

Zamanın birinde, Osmanlı Padişahı’nın bir yaveri varmış ve O’nu çok severmiş. Çok iyi arkadaş olan bu ikilinin arasında su sızmazmış. Padişah, yaverinin bilgeliğine hayranmış ve O’nun söylediklerini can kulağıyla dinler, her bir dediğini dikkate alırmış. Yaverin de çoğu söylediği şey doğru çıkar, padişahın çok işine yararmış.

Bir gün yaver, sarayı terketmiş. Sarayın ihtişamlı yaşantısından sıkılmış olsa gerek, o şatafatlı hayatı ve can dostu padişahı bırakarak, padişahtan habersiz çekip gitmiş. Bu duruma çok üzülen padişah, yıllar yılı bu can dostunu aramış ancak bir türlü izine ulaşamamış.

Bir gün, yine bu can dostuna çok ihtiyacı olduğu ve onu yanında bulamadığı bir zamanda, aklına bir fikir gelmiş. Tam toprağın ekim zamanlarına rastlayan bir zamanda, saray görevlilerini huzuruna çağırmış ve onlardan bir saban yapmalarını, ancak sabanın üzerini çok değerli mücevherler ve pırlantalarla kaplamalarını istemiş. Padişahın istediği saban yapılmış ve padişah, bu güzel sabanın değerini doğru bilen kişiyi çok zengin edeceğini vaat etmiş. Bunun üzerine saraya onlarca kişi gelmiş. Her biri bir değer biçiyor ancak padişah hepsini reddediyormuş.

Derken günlerden bir gün, köyün birinde bir çiftçi, sabanı ve vaat edilen hediyeyi duymuş. Ancak padişahın her verilen cevabı reddettiğini öğrenince, onun karşısına sağlam bir cevapla çıkmayı kafasına koymuş. Aynı köyde yaşayan, bilge bir çoban varmış. Hemen onun yanına koşmuş ve olayı anlatıp, sabanın değerini sormuş. Çoban çiftçiye, “Mart’ta kar, Nisan’da yağmur yağmazsa, o sabanı yaptıran, tahtalarını uygun bir yerine monte etsin” deyince çiftçi; “aman çoban, bunu koskoca padişaha nasıl söylerim?” demiş. Çoban hiç istifini bozmadan, “valla sabanın değeri budur, ister söyler ödülü alırsın, istemezsen sen bilirsin” demiş. Bunun üzerine çiftçi cesaretini toplamış ve padişahın huzuruna çıkıp, sabana biçtiği değeri söylemiş.

Hiddetle yerinden kalkan padişah, çiftçinin yanına gelmiş, gözlerinin içine bakıp haykırmış; “bu cevap sana ait değil, beni bu cevabı sana söyleyen kişinin yanına, can dostumun yanına götür hemen”…

Proje Yönetiminde Supermanlere Yer Yok!

Kategori: (Genel, Proje Yönetimi) Yazan: Tuncay, 06-05-2009

“When I hire somebody really senior, competence is the ante. They have to be really smart. But the real issue for me is, Are they going to fall in love with Apple? Because if they fall in love with Apple, everything else will take care of itself. They’ll want to do what’s best for Apple, not what’s best for them, what’s best for Steve, or anybody else.”

Steve Jobs, işe alımlarda izlediği yöntemi bu şekilde anlatıyor. Aradığı kişinin zeki ve yetenekli olmasının önemli olduğunu ancak kendisinin asıl aradığı şeyin, çalışanının Apple’ı sevip benimsemesi olduğunu belirtiyor. Yani çalışanının ne kendisi için, ne Steve Jobs için, ne de başka birisi için değil, Apple için efor sarfetmesini beklediğini belirtiyor.

Türkiye’de, özellikle kurumsal yapılı büyük firmalarda, çalışanlar arasında yaratılan rekabetçi ortam, firmanın çıkarlarından çok, çalışanların kendi çıkarlarını düşünmesini sağlıyor. Lafa geldiğinde, herkes Steve Jobs gibi düşünürken, pratikte bunun gerçekleşmesi yönünde hiç bir adım atılmıyor hatta bazen zıt yönde yöntemler uygulanıyor. Bu durum, proje yönetim süreçlerini de oldukça olumsuz etkiliyor.

Superman’lerden bahsetmiştim bir yazımda. İşte bu durum, supermanlarin oluşmasına yol açıyor. Bir proje için en olumsuz konulardan birisi, proje ekibinde yer alan ve bu yazıda belirttiğim gibi bir zihniyete sahip olan supermanler malesef…

Proje Yönetiminin bir ekip işi olduğunu unutmayın… Ekip, ortak hedefe doğru koşulduğunda ortaya çıkar. İşte bu aşamada, firmasını sahiplenen kişilerin yürüttüğü projeler her zaman başarıya ulaşacaktır…

İnternet Projelerinde Proje Yönetimi Nasıl Yapılır?

Kategori: (Genel, Proje Yönetimi) Yazan: Tuncay, 05-05-2009

Aslında başlıktaki “internet projeleri” kavramını söylerken hep iki defa düşünüyorum. Çünkü You Tube, Google, Facebook, Gittigidiyor, Hepsiburada gibi sistemlere proje mi denilmeli yoksa farklı bir şekilde mi, mesela sistem olabilir, adlandırılmalı hep düşünmüşümdür. Sonuçta metodolojik olarak bakıldığında bu saydıklarım bir projeden çok bir “program” olarak değerlendirilmeli gibi geliyor bana. Zaten bu yazı da, bu kurgu üzerine kurulu.

Blogumu okuyan çogu ziyaretçim, internet üzerinde kafa yoran ve bu sektörde çalışan veya bu sektörle çalışan kişilerden oluşuyor. Böyle olunca proje yönetimi ile ilgili gelen soruların çoğu da, internet projeleri üzerinden geliyor. Bu nedenle proje yönetimi kavramını internet üzerinde iş yapmak isteyenler nasıl uygulayabilir konusu önem kazanıyor.

İnternet sektöründeki tecrubem sırasında, İstanbul Kurumsal Gelişim Firmasından aldığım eğitimde, özellikle internet projelerinde proje yönetimi konusunda Türkiye’nin en önde gelen isimlerinden olan Savaş Şakar, bir çok değerli bilgi paylaşmıştı bizlerle. Aslında proje yönetimi konusunda profesyonel olarak çalışmadığım o zamanlarda, eğitim sonrasında yapmaya çalıştığımız uygulamalarda, öğrendiklerimizin bir çoğunu eksik uyguladığımızı şimdi yeni yeni farkediyorum. Bunun da en büyük nedeni olarak, proje tanımını doğru olarak anlamlandırmadığım olduğunu düşünüyorum.

Demek istediğim aslında şu; bir iş fikri, bizim yaygın olarak kullandığımız tabirle bir internet projesine dönüşürken, aslında bu projeyi gerçekleştirmek için uğraştığımız bir çok “projecik”in, doğru yönetilmediğini ve bunun da bütünü bozduğunu görüyorum. Bu nedenle, öncelikle, internet projesini bir program gibi düşünmeyi, yani birden çok projenin oluşturduğu bir bütün gibi ele almayı öneriyorum. Yani önce ana çerçeveyi adlandırmaktan ve sonrasında detaylara yönelmekten bahsediyorum.

Genelde internet projeleri, 2-3 kişinin bir araya gelmesiyle ve bir ekip kurmasıyla başlıyor. Hal böyle olunca, planlamadan söz edilmiyor. Ancak bu durum, yola çıkıldıktan sonra bir çok hatanın oluşmasına ve sürenin, insan gücünün ve paranın, verimsiz kullanılmasına yol açıyor. O halde yapılması gerekenler neler, bir öneri olarak şu şekilde sıralayayım…

1) Programınızı adlandırın ve ana hatlarını belirleyin.

2) Elinizdeki kaynaklara göre, projeciklerinize isimler verin. Mesela Kral proje, sizin için yazılım ve tasarımcınızın toplamda 50 gün ve üzerinde kaynak harcayacakları projecikinizin ismi olsun. Mesela hepsiburada.com‘un fiyat karşılaştırma projesi olduğunu varsayalım ve mevcut sistemine bunu da ekleyeceğini düşünelim. Hepsiburada.com için kral proje, bu projecik olsun.
50 adam.gün ve 20 adam.gün arası sürecek projecikleriniz, sizin için prens proje olsun. Cimri.com‘un sistemine yorum uygulaması eklemesi de bu şekilde bir projecik olsun.
20 adam.günden az sürecek projecikleriniz ise, bebek projeleriniz olsun. İdeshot‘ın widgetlar hazırlayarak e-ticaret sitelerindeki marka sayfalarında bunları kullanılabilir hale getirmesi de böyle bir projecik olsun.

3) Kral, prens ve bebek projelerinizi gözden geçirin. Sizin ve kurmak istediğiniz sistem için hangisinin daha öncelikli olduğuna karar verin. Kaynağınızı bu projelere nasıl dağıtırsanız maksimum verim alırsınız, stratejilerinize göre belirleyin.

4) Her bir proje tipi için, dökümanlarla takip etmenizin önemini sürekli tavsiye ediyorum. Ancak 10 günlük bir projecik ile sizin 60 gününüzü alacak bir projecik için aynı dökümanları doldurmanız doğal olarak zaman kaybınız olacaktır. Bu nedenle her bir projeniz için sizin işinizi kolaylaştıracak dökümanlar hazırlayın. Mesela 60 günlük bir projeniz için, yazılımsal olarak sisteminizi etkileyecek bir çok alan olabilir.. Veya gözden kaçırmak istemeyeceğiniz ayrıntılar mutlaka vardır. bunları takip edeceğiniz dökümanınız olmalı. Ancak 10 günlük bir iş gerektirecek bir projecik için muhtemelen böyle ihtiyaçlarınız olmayacak, sadece ne yapmak istediğinizi özetleyecek bir dökümana ihtiyacınız olacaktır. Unutmayın, yazı her zaman bir kayıttır ve dönüp baktığınızda her zaman işinize yarayacak bir kaynaktır.

5) Haftalık, aylık veya 2 aylık dönemler için mutlaka ne yaptığınızı raporlayarak bir yerlerde tutun. Bu rapor bir yönetici özeti gibi 1 sayfa da olabilir, detaylı da olabilir, bu size kalmış. Büyük düşünün, bir yatırımcı ile görüştüğünüzde onlara sunacağınız sunumunuzda bu raporlar en büyük kaynağınız olacaktır.

Bu maddeler çoğaltılabilir ancak dediğim gibi öneri olarak bir tarafta bulundurmanızda fayda var. Bunların içinde uygulamak istemeyeceğiniz kısımlar da olabilir ancak uygulamanız şiddetle tavsiye edilir:)